Bosnian Coffee - A Bosnia Lover's Blog
Bosnia Fan Blog - Created after three days in B&H
Bosnian Coffee - A Bosnia Lover's Blog
+
mirelin:

Stolac, Bosnia & Herzegovina
This is the most relaxing place on earth. If you’ve never been, you need to go! Just sayin’…
+

Rama, Bosnia and Herzegovina
Photo by Ante Šimunović
+

Pliva lake, Bosnia and Herzegovina
Photo by Amir Bašimamović
+

Nišići, Bosnia and Herzegovina
Photo by Adnan Bubalo
+

Studeni Potok, Bosnia and Herzegovina
Source
+

Jajce, Bosnia and Herzegovina
+
farhaaan:

REUTERS: The Young Bosnians Association has collected 8,372 shoes around Turkey to build a monument to draw attention to what it says is the failure of the United Nations to prevent the killing of 8,000 Muslim men and boys who were executed by Serb forces.
+
karajlic:

allthingseurope:

Mostar, Bosnia (by Natique)

<3
+
+
smithmakaay:

- on Flickr.Sarajevo, BiH
+
idriss-m:

Sarajevo … by Merlindino on Flickr.
I would love to slide through Sarajevo with a Sony NEX….
+
ziyanmugber:

sadece açıp izlesen sana yetecek bir film ama yine de ben az detay vereyim dedim. yoksa sessiz sedasız izlerken böyle en derinde bi yere çöreklenen muazzam bir  film olmuş kendisi. takdir-i tebrik ediyoruz. haa sen açıp izlersin sana yavan gelir orasını ben bilmem mirim.hayır kuzum, benim ruh halim, senin ruh halinin dengi mi Allah aşkına ?
ıhhmmm-ıhhmmm;aida begić'in yönetmenliğini üstlendiği 2008 bosna -hersek yapımı “savaş en çok kadınları ağlatır” filmi. -çocukları değil mi ziyan?-vallahi aziz okuyucu, yönetmen bu filmde kadınları ağlatmış, yaralamış, acıtmış ve üstüne ne olursa olsun her şeyin üstesinden geleceksiniz diye de tembihlemiş.neyse,savaşın hemen ertesi yıllarda merkez diyara çok uzakta bir köyde Slavno’da geçer hikaye, bir elin parmakları sayısınca kalan bir ailenin başında erkek olarak sadece büyük babaları kalmıştır zira köyün bütün erkekleri bosna-hersek- sırbistan savaşına nefer olarak gitmiş ve hiçbiri dönememiştir. bu güzel abilerimizin ölüp ölmedikleri de bir resmiyet kazanmadığı için arkalarında bıraktıkları kadınlar bazen umutla bazen yılgınlıkla onları beklemeye devam eder.
tabii sadece beklemekle olmuyor okuyucu, sen de biliyorsun ki hayat devam ediyor. bir şekilde ocağı tüttürmek, para kazanmak lazım geliyor, e ne yapsındı bu güzel ablalarımız? ekmeğini taştan çıkarsındı. e tabii söylemesi kolay, gerçi senin dediğin gibi yaptılar…hayatlarını idame ettirebilmek için erik marmelatı, turşu, reçel ya da bunun gibi gıdalar yapıp satmaya niyetlenirler tabii iş bununla da bitmiyor. şehre uzak oldukları için bekledikleri geliri alamazlar. köylerinden epey uzakta olan kara yolunun kenarında bu gıdaları satmaya çalışırlar. önleri kıştır eğer kar yağarsa köyün neredeyse bütün dünya ile bağlantısı kopacaktır buna bir çare bulmalıdırlar… bu arada sırp iş adamlarının gözü oradaki topraklardadır, belli bir para karşılığında topraklarını isterler. hani bizim burada da oluyor ya gecekonduları yıkıp afili rezidınslar dikip nefes almamızı engelliyorlar, aynı o hesap. soysuzlar. bir de dolandırıcılar ki sorma gitsin.şimdiiiiğğk, öykünün tamamına bakarsak ana taslak bu.lakin aralara serpilmiş detaylar hüznümüze hüzün katıyor. kocasının ölüp ölmediği belli olmayan kadınlar,kocasının yanında çocuklarını da kaybetmiş bir anne,annesi babası olmayan hıncı boyunu aşmış bir çocuk,babası gelecek diye bekleyen bir başka kız çocuğu,bütün hatıralardan ilmek ilmek acı dolu bir halı dokuyan nine,ve dahası. film çok ağır ilerliyor ama o günü ve şartları düşündüğünüzde oturduğunuz sandalye size azap oluyor. bırakın olsun bırakın en azından filme ayırdığınız zaman içinde içiniz sızlasın. Ey Bosna, sen ne kadar yaralısın böyle…buyrun ruhunuzun kölesi olsun.hörmetler.
ziyanmugber:

sadece açıp izlesen sana yetecek bir film ama yine de ben az detay vereyim dedim. yoksa sessiz sedasız izlerken böyle en derinde bi yere çöreklenen muazzam bir  film olmuş kendisi. takdir-i tebrik ediyoruz. haa sen açıp izlersin sana yavan gelir orasını ben bilmem mirim.hayır kuzum, benim ruh halim, senin ruh halinin dengi mi Allah aşkına ?
ıhhmmm-ıhhmmm;aida begić'in yönetmenliğini üstlendiği 2008 bosna -hersek yapımı “savaş en çok kadınları ağlatır” filmi. -çocukları değil mi ziyan?-vallahi aziz okuyucu, yönetmen bu filmde kadınları ağlatmış, yaralamış, acıtmış ve üstüne ne olursa olsun her şeyin üstesinden geleceksiniz diye de tembihlemiş.neyse,savaşın hemen ertesi yıllarda merkez diyara çok uzakta bir köyde Slavno’da geçer hikaye, bir elin parmakları sayısınca kalan bir ailenin başında erkek olarak sadece büyük babaları kalmıştır zira köyün bütün erkekleri bosna-hersek- sırbistan savaşına nefer olarak gitmiş ve hiçbiri dönememiştir. bu güzel abilerimizin ölüp ölmedikleri de bir resmiyet kazanmadığı için arkalarında bıraktıkları kadınlar bazen umutla bazen yılgınlıkla onları beklemeye devam eder.
tabii sadece beklemekle olmuyor okuyucu, sen de biliyorsun ki hayat devam ediyor. bir şekilde ocağı tüttürmek, para kazanmak lazım geliyor, e ne yapsındı bu güzel ablalarımız? ekmeğini taştan çıkarsındı. e tabii söylemesi kolay, gerçi senin dediğin gibi yaptılar…hayatlarını idame ettirebilmek için erik marmelatı, turşu, reçel ya da bunun gibi gıdalar yapıp satmaya niyetlenirler tabii iş bununla da bitmiyor. şehre uzak oldukları için bekledikleri geliri alamazlar. köylerinden epey uzakta olan kara yolunun kenarında bu gıdaları satmaya çalışırlar. önleri kıştır eğer kar yağarsa köyün neredeyse bütün dünya ile bağlantısı kopacaktır buna bir çare bulmalıdırlar… bu arada sırp iş adamlarının gözü oradaki topraklardadır, belli bir para karşılığında topraklarını isterler. hani bizim burada da oluyor ya gecekonduları yıkıp afili rezidınslar dikip nefes almamızı engelliyorlar, aynı o hesap. soysuzlar. bir de dolandırıcılar ki sorma gitsin.şimdiiiiğğk, öykünün tamamına bakarsak ana taslak bu.lakin aralara serpilmiş detaylar hüznümüze hüzün katıyor. kocasının ölüp ölmediği belli olmayan kadınlar,kocasının yanında çocuklarını da kaybetmiş bir anne,annesi babası olmayan hıncı boyunu aşmış bir çocuk,babası gelecek diye bekleyen bir başka kız çocuğu,bütün hatıralardan ilmek ilmek acı dolu bir halı dokuyan nine,ve dahası. film çok ağır ilerliyor ama o günü ve şartları düşündüğünüzde oturduğunuz sandalye size azap oluyor. bırakın olsun bırakın en azından filme ayırdığınız zaman içinde içiniz sızlasın. Ey Bosna, sen ne kadar yaralısın böyle…buyrun ruhunuzun kölesi olsun.hörmetler.
ziyanmugber:

sadece açıp izlesen sana yetecek bir film ama yine de ben az detay vereyim dedim. yoksa sessiz sedasız izlerken böyle en derinde bi yere çöreklenen muazzam bir  film olmuş kendisi. takdir-i tebrik ediyoruz. haa sen açıp izlersin sana yavan gelir orasını ben bilmem mirim.hayır kuzum, benim ruh halim, senin ruh halinin dengi mi Allah aşkına ?
ıhhmmm-ıhhmmm;aida begić'in yönetmenliğini üstlendiği 2008 bosna -hersek yapımı “savaş en çok kadınları ağlatır” filmi. -çocukları değil mi ziyan?-vallahi aziz okuyucu, yönetmen bu filmde kadınları ağlatmış, yaralamış, acıtmış ve üstüne ne olursa olsun her şeyin üstesinden geleceksiniz diye de tembihlemiş.neyse,savaşın hemen ertesi yıllarda merkez diyara çok uzakta bir köyde Slavno’da geçer hikaye, bir elin parmakları sayısınca kalan bir ailenin başında erkek olarak sadece büyük babaları kalmıştır zira köyün bütün erkekleri bosna-hersek- sırbistan savaşına nefer olarak gitmiş ve hiçbiri dönememiştir. bu güzel abilerimizin ölüp ölmedikleri de bir resmiyet kazanmadığı için arkalarında bıraktıkları kadınlar bazen umutla bazen yılgınlıkla onları beklemeye devam eder.
tabii sadece beklemekle olmuyor okuyucu, sen de biliyorsun ki hayat devam ediyor. bir şekilde ocağı tüttürmek, para kazanmak lazım geliyor, e ne yapsındı bu güzel ablalarımız? ekmeğini taştan çıkarsındı. e tabii söylemesi kolay, gerçi senin dediğin gibi yaptılar…hayatlarını idame ettirebilmek için erik marmelatı, turşu, reçel ya da bunun gibi gıdalar yapıp satmaya niyetlenirler tabii iş bununla da bitmiyor. şehre uzak oldukları için bekledikleri geliri alamazlar. köylerinden epey uzakta olan kara yolunun kenarında bu gıdaları satmaya çalışırlar. önleri kıştır eğer kar yağarsa köyün neredeyse bütün dünya ile bağlantısı kopacaktır buna bir çare bulmalıdırlar… bu arada sırp iş adamlarının gözü oradaki topraklardadır, belli bir para karşılığında topraklarını isterler. hani bizim burada da oluyor ya gecekonduları yıkıp afili rezidınslar dikip nefes almamızı engelliyorlar, aynı o hesap. soysuzlar. bir de dolandırıcılar ki sorma gitsin.şimdiiiiğğk, öykünün tamamına bakarsak ana taslak bu.lakin aralara serpilmiş detaylar hüznümüze hüzün katıyor. kocasının ölüp ölmediği belli olmayan kadınlar,kocasının yanında çocuklarını da kaybetmiş bir anne,annesi babası olmayan hıncı boyunu aşmış bir çocuk,babası gelecek diye bekleyen bir başka kız çocuğu,bütün hatıralardan ilmek ilmek acı dolu bir halı dokuyan nine,ve dahası. film çok ağır ilerliyor ama o günü ve şartları düşündüğünüzde oturduğunuz sandalye size azap oluyor. bırakın olsun bırakın en azından filme ayırdığınız zaman içinde içiniz sızlasın. Ey Bosna, sen ne kadar yaralısın böyle…buyrun ruhunuzun kölesi olsun.hörmetler.
ziyanmugber:

sadece açıp izlesen sana yetecek bir film ama yine de ben az detay vereyim dedim. yoksa sessiz sedasız izlerken böyle en derinde bi yere çöreklenen muazzam bir  film olmuş kendisi. takdir-i tebrik ediyoruz. haa sen açıp izlersin sana yavan gelir orasını ben bilmem mirim.hayır kuzum, benim ruh halim, senin ruh halinin dengi mi Allah aşkına ?
ıhhmmm-ıhhmmm;aida begić'in yönetmenliğini üstlendiği 2008 bosna -hersek yapımı “savaş en çok kadınları ağlatır” filmi. -çocukları değil mi ziyan?-vallahi aziz okuyucu, yönetmen bu filmde kadınları ağlatmış, yaralamış, acıtmış ve üstüne ne olursa olsun her şeyin üstesinden geleceksiniz diye de tembihlemiş.neyse,savaşın hemen ertesi yıllarda merkez diyara çok uzakta bir köyde Slavno’da geçer hikaye, bir elin parmakları sayısınca kalan bir ailenin başında erkek olarak sadece büyük babaları kalmıştır zira köyün bütün erkekleri bosna-hersek- sırbistan savaşına nefer olarak gitmiş ve hiçbiri dönememiştir. bu güzel abilerimizin ölüp ölmedikleri de bir resmiyet kazanmadığı için arkalarında bıraktıkları kadınlar bazen umutla bazen yılgınlıkla onları beklemeye devam eder.
tabii sadece beklemekle olmuyor okuyucu, sen de biliyorsun ki hayat devam ediyor. bir şekilde ocağı tüttürmek, para kazanmak lazım geliyor, e ne yapsındı bu güzel ablalarımız? ekmeğini taştan çıkarsındı. e tabii söylemesi kolay, gerçi senin dediğin gibi yaptılar…hayatlarını idame ettirebilmek için erik marmelatı, turşu, reçel ya da bunun gibi gıdalar yapıp satmaya niyetlenirler tabii iş bununla da bitmiyor. şehre uzak oldukları için bekledikleri geliri alamazlar. köylerinden epey uzakta olan kara yolunun kenarında bu gıdaları satmaya çalışırlar. önleri kıştır eğer kar yağarsa köyün neredeyse bütün dünya ile bağlantısı kopacaktır buna bir çare bulmalıdırlar… bu arada sırp iş adamlarının gözü oradaki topraklardadır, belli bir para karşılığında topraklarını isterler. hani bizim burada da oluyor ya gecekonduları yıkıp afili rezidınslar dikip nefes almamızı engelliyorlar, aynı o hesap. soysuzlar. bir de dolandırıcılar ki sorma gitsin.şimdiiiiğğk, öykünün tamamına bakarsak ana taslak bu.lakin aralara serpilmiş detaylar hüznümüze hüzün katıyor. kocasının ölüp ölmediği belli olmayan kadınlar,kocasının yanında çocuklarını da kaybetmiş bir anne,annesi babası olmayan hıncı boyunu aşmış bir çocuk,babası gelecek diye bekleyen bir başka kız çocuğu,bütün hatıralardan ilmek ilmek acı dolu bir halı dokuyan nine,ve dahası. film çok ağır ilerliyor ama o günü ve şartları düşündüğünüzde oturduğunuz sandalye size azap oluyor. bırakın olsun bırakın en azından filme ayırdığınız zaman içinde içiniz sızlasın. Ey Bosna, sen ne kadar yaralısın böyle…buyrun ruhunuzun kölesi olsun.hörmetler.
ziyanmugber:

sadece açıp izlesen sana yetecek bir film ama yine de ben az detay vereyim dedim. yoksa sessiz sedasız izlerken böyle en derinde bi yere çöreklenen muazzam bir  film olmuş kendisi. takdir-i tebrik ediyoruz. haa sen açıp izlersin sana yavan gelir orasını ben bilmem mirim.hayır kuzum, benim ruh halim, senin ruh halinin dengi mi Allah aşkına ?
ıhhmmm-ıhhmmm;aida begić'in yönetmenliğini üstlendiği 2008 bosna -hersek yapımı “savaş en çok kadınları ağlatır” filmi. -çocukları değil mi ziyan?-vallahi aziz okuyucu, yönetmen bu filmde kadınları ağlatmış, yaralamış, acıtmış ve üstüne ne olursa olsun her şeyin üstesinden geleceksiniz diye de tembihlemiş.neyse,savaşın hemen ertesi yıllarda merkez diyara çok uzakta bir köyde Slavno’da geçer hikaye, bir elin parmakları sayısınca kalan bir ailenin başında erkek olarak sadece büyük babaları kalmıştır zira köyün bütün erkekleri bosna-hersek- sırbistan savaşına nefer olarak gitmiş ve hiçbiri dönememiştir. bu güzel abilerimizin ölüp ölmedikleri de bir resmiyet kazanmadığı için arkalarında bıraktıkları kadınlar bazen umutla bazen yılgınlıkla onları beklemeye devam eder.
tabii sadece beklemekle olmuyor okuyucu, sen de biliyorsun ki hayat devam ediyor. bir şekilde ocağı tüttürmek, para kazanmak lazım geliyor, e ne yapsındı bu güzel ablalarımız? ekmeğini taştan çıkarsındı. e tabii söylemesi kolay, gerçi senin dediğin gibi yaptılar…hayatlarını idame ettirebilmek için erik marmelatı, turşu, reçel ya da bunun gibi gıdalar yapıp satmaya niyetlenirler tabii iş bununla da bitmiyor. şehre uzak oldukları için bekledikleri geliri alamazlar. köylerinden epey uzakta olan kara yolunun kenarında bu gıdaları satmaya çalışırlar. önleri kıştır eğer kar yağarsa köyün neredeyse bütün dünya ile bağlantısı kopacaktır buna bir çare bulmalıdırlar… bu arada sırp iş adamlarının gözü oradaki topraklardadır, belli bir para karşılığında topraklarını isterler. hani bizim burada da oluyor ya gecekonduları yıkıp afili rezidınslar dikip nefes almamızı engelliyorlar, aynı o hesap. soysuzlar. bir de dolandırıcılar ki sorma gitsin.şimdiiiiğğk, öykünün tamamına bakarsak ana taslak bu.lakin aralara serpilmiş detaylar hüznümüze hüzün katıyor. kocasının ölüp ölmediği belli olmayan kadınlar,kocasının yanında çocuklarını da kaybetmiş bir anne,annesi babası olmayan hıncı boyunu aşmış bir çocuk,babası gelecek diye bekleyen bir başka kız çocuğu,bütün hatıralardan ilmek ilmek acı dolu bir halı dokuyan nine,ve dahası. film çok ağır ilerliyor ama o günü ve şartları düşündüğünüzde oturduğunuz sandalye size azap oluyor. bırakın olsun bırakın en azından filme ayırdığınız zaman içinde içiniz sızlasın. Ey Bosna, sen ne kadar yaralısın böyle…buyrun ruhunuzun kölesi olsun.hörmetler.
ziyanmugber:

sadece açıp izlesen sana yetecek bir film ama yine de ben az detay vereyim dedim. yoksa sessiz sedasız izlerken böyle en derinde bi yere çöreklenen muazzam bir  film olmuş kendisi. takdir-i tebrik ediyoruz. haa sen açıp izlersin sana yavan gelir orasını ben bilmem mirim.hayır kuzum, benim ruh halim, senin ruh halinin dengi mi Allah aşkına ?
ıhhmmm-ıhhmmm;aida begić'in yönetmenliğini üstlendiği 2008 bosna -hersek yapımı “savaş en çok kadınları ağlatır” filmi. -çocukları değil mi ziyan?-vallahi aziz okuyucu, yönetmen bu filmde kadınları ağlatmış, yaralamış, acıtmış ve üstüne ne olursa olsun her şeyin üstesinden geleceksiniz diye de tembihlemiş.neyse,savaşın hemen ertesi yıllarda merkez diyara çok uzakta bir köyde Slavno’da geçer hikaye, bir elin parmakları sayısınca kalan bir ailenin başında erkek olarak sadece büyük babaları kalmıştır zira köyün bütün erkekleri bosna-hersek- sırbistan savaşına nefer olarak gitmiş ve hiçbiri dönememiştir. bu güzel abilerimizin ölüp ölmedikleri de bir resmiyet kazanmadığı için arkalarında bıraktıkları kadınlar bazen umutla bazen yılgınlıkla onları beklemeye devam eder.
tabii sadece beklemekle olmuyor okuyucu, sen de biliyorsun ki hayat devam ediyor. bir şekilde ocağı tüttürmek, para kazanmak lazım geliyor, e ne yapsındı bu güzel ablalarımız? ekmeğini taştan çıkarsındı. e tabii söylemesi kolay, gerçi senin dediğin gibi yaptılar…hayatlarını idame ettirebilmek için erik marmelatı, turşu, reçel ya da bunun gibi gıdalar yapıp satmaya niyetlenirler tabii iş bununla da bitmiyor. şehre uzak oldukları için bekledikleri geliri alamazlar. köylerinden epey uzakta olan kara yolunun kenarında bu gıdaları satmaya çalışırlar. önleri kıştır eğer kar yağarsa köyün neredeyse bütün dünya ile bağlantısı kopacaktır buna bir çare bulmalıdırlar… bu arada sırp iş adamlarının gözü oradaki topraklardadır, belli bir para karşılığında topraklarını isterler. hani bizim burada da oluyor ya gecekonduları yıkıp afili rezidınslar dikip nefes almamızı engelliyorlar, aynı o hesap. soysuzlar. bir de dolandırıcılar ki sorma gitsin.şimdiiiiğğk, öykünün tamamına bakarsak ana taslak bu.lakin aralara serpilmiş detaylar hüznümüze hüzün katıyor. kocasının ölüp ölmediği belli olmayan kadınlar,kocasının yanında çocuklarını da kaybetmiş bir anne,annesi babası olmayan hıncı boyunu aşmış bir çocuk,babası gelecek diye bekleyen bir başka kız çocuğu,bütün hatıralardan ilmek ilmek acı dolu bir halı dokuyan nine,ve dahası. film çok ağır ilerliyor ama o günü ve şartları düşündüğünüzde oturduğunuz sandalye size azap oluyor. bırakın olsun bırakın en azından filme ayırdığınız zaman içinde içiniz sızlasın. Ey Bosna, sen ne kadar yaralısın böyle…buyrun ruhunuzun kölesi olsun.hörmetler.
ziyanmugber:

sadece açıp izlesen sana yetecek bir film ama yine de ben az detay vereyim dedim. yoksa sessiz sedasız izlerken böyle en derinde bi yere çöreklenen muazzam bir  film olmuş kendisi. takdir-i tebrik ediyoruz. haa sen açıp izlersin sana yavan gelir orasını ben bilmem mirim.hayır kuzum, benim ruh halim, senin ruh halinin dengi mi Allah aşkına ?
ıhhmmm-ıhhmmm;aida begić'in yönetmenliğini üstlendiği 2008 bosna -hersek yapımı “savaş en çok kadınları ağlatır” filmi. -çocukları değil mi ziyan?-vallahi aziz okuyucu, yönetmen bu filmde kadınları ağlatmış, yaralamış, acıtmış ve üstüne ne olursa olsun her şeyin üstesinden geleceksiniz diye de tembihlemiş.neyse,savaşın hemen ertesi yıllarda merkez diyara çok uzakta bir köyde Slavno’da geçer hikaye, bir elin parmakları sayısınca kalan bir ailenin başında erkek olarak sadece büyük babaları kalmıştır zira köyün bütün erkekleri bosna-hersek- sırbistan savaşına nefer olarak gitmiş ve hiçbiri dönememiştir. bu güzel abilerimizin ölüp ölmedikleri de bir resmiyet kazanmadığı için arkalarında bıraktıkları kadınlar bazen umutla bazen yılgınlıkla onları beklemeye devam eder.
tabii sadece beklemekle olmuyor okuyucu, sen de biliyorsun ki hayat devam ediyor. bir şekilde ocağı tüttürmek, para kazanmak lazım geliyor, e ne yapsındı bu güzel ablalarımız? ekmeğini taştan çıkarsındı. e tabii söylemesi kolay, gerçi senin dediğin gibi yaptılar…hayatlarını idame ettirebilmek için erik marmelatı, turşu, reçel ya da bunun gibi gıdalar yapıp satmaya niyetlenirler tabii iş bununla da bitmiyor. şehre uzak oldukları için bekledikleri geliri alamazlar. köylerinden epey uzakta olan kara yolunun kenarında bu gıdaları satmaya çalışırlar. önleri kıştır eğer kar yağarsa köyün neredeyse bütün dünya ile bağlantısı kopacaktır buna bir çare bulmalıdırlar… bu arada sırp iş adamlarının gözü oradaki topraklardadır, belli bir para karşılığında topraklarını isterler. hani bizim burada da oluyor ya gecekonduları yıkıp afili rezidınslar dikip nefes almamızı engelliyorlar, aynı o hesap. soysuzlar. bir de dolandırıcılar ki sorma gitsin.şimdiiiiğğk, öykünün tamamına bakarsak ana taslak bu.lakin aralara serpilmiş detaylar hüznümüze hüzün katıyor. kocasının ölüp ölmediği belli olmayan kadınlar,kocasının yanında çocuklarını da kaybetmiş bir anne,annesi babası olmayan hıncı boyunu aşmış bir çocuk,babası gelecek diye bekleyen bir başka kız çocuğu,bütün hatıralardan ilmek ilmek acı dolu bir halı dokuyan nine,ve dahası. film çok ağır ilerliyor ama o günü ve şartları düşündüğünüzde oturduğunuz sandalye size azap oluyor. bırakın olsun bırakın en azından filme ayırdığınız zaman içinde içiniz sızlasın. Ey Bosna, sen ne kadar yaralısın böyle…buyrun ruhunuzun kölesi olsun.hörmetler.
+
fuckyeahbalkans:

Blagaj, Bosnia and Herzegovina (by Elaine J)
+
mojlink:

Prekrasna panorama #Mostar. #beautiful #old #bridge
+

First direct line airplane between Moscow and Sarajevo has landed today. After increase of Russian tourists (and positive reviews), investition in Bosnia and after no-visa regime between these two countries, it is believed this will attract even more Russians to invest or come to Bosnia for their vacation. Russians have already reserved hotels in Bosnian mountains like Bjelašnica, Jahorina and Vlašić.